BYK Medya Altan Gördüm Röportajı

Byk Medya Röportajını sitesinden okumak için : http://www.bykmedya.com.tr/haberler/5-roportajlar/45-tiyatro-sinema-ve-dizi-oyuncusu-altan-gordum-ile-roportaj.html

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu altan gördüm ile röportaj

GERÇEK VAR DA, NE GERÇEK? GERÇEĞİ ANLATIŞ BİÇİMİDİR ÖNEMLİ OLAN.

 Neden oyunculuğu seçtiniz? Siyasal öğrencisiyken hangi karar sizi tiyatro oyunculuğuna yönlendirdi?

Ben seçmedim. Bazı şeyler bizden önce belirleniyor derler ya. Hani kader mi demeliyiz rastlantı mı demeliyiz bilmiyorum. Ben ortaokuldan itibaren hep siyasal okumak istiyordum. Hani romanlarda vardır. İdealist kaymakamlar, hani köylüye hizmet eden hizmetin köyden başladığına inanan bir insandım. Ama sonradan vazgeçtim.

İşte kullar plan yapar tanrı yukarıdan güler derler. İzmir karşıyakada erkek lisesinde öğrenciyken kulakları çınlasın kimya öğretmenim, dersteki tavırlarımdan, konuşmalarımdan, bu adamdan tiyatrocu olur deyip beni okulun tiyatro koluna aldı. Tiyatro’ya başladık güzel oyunlar oynadık. Hatta işte yeteneklisin tiyatro okuluna gir dediklerinde, rahmetli babam dedi ki “oğlum aç kalırsın tiyatrodan kim para kazanmış ki sen git siyasal oku” güzel bi dille anlatmıştı. Tabi olacağın önüne geçilmiyor. Siyasalı kazandım 1978’de. Sonra siyasal ikinci sınıfta öğrenciyken tesadüf yurtta arkadaşlarla konuşurken, o denem Ankara tiyatrosunda oyuncu yetiştirmek üzere seçmeler yapıldığını öğrendim. Bende başvurayım dedim. o günden bu güne 35 yıl oldu. Tiyatroya başladım. Okulla tiyatro birlikte gitmeye başladı. Sonra beni oyunlara çıkartmaya başladılar. Tiyatronun para işleri ile ilgilenen bir ağabeyimiz vardı. Herkese zarf dağıtıyor, bana da verdi. Bu ne dedim, içini açtım baktım para. Mesleğe, yani profesyonel hayatıma başlamam öyle oldu. Sevdiğimiz işi yapıyoruz birde para kazanıyoruz güzel tabiî ki. Sonra eğitim almaya başladık tiyatro ile ilgili. Ankara televizyonunda seslendirme yönetmeni, sesimi beğenip bu çocuğa seslendirme yaptıralım diye çağırdı. Baktım oradan da para kazanıyorum. Çok az kişiye nasip oluyor hem sevdiğin işi yapıp hem de para kazanıyor olmak. Hemen evi aradım artık bana para yollamayın, para kazanıyorum. Aaa nerden kazanıyorsun diye sordular dedim tiyatrodan kazanıyorum. Babam Allah rahmet eylesin esprili bir adamdı. Güldü tabi tabi dedi. Sonra izlemeye geldiler. İzledi aa doğru yaa oynuyorsun falan dedi. Hatırlıyorum “Ayının fendi avcıyı yendi” diye bir oyun.Ben ayıyı oynuyorum. Babam bozuldu tabi. Bizim oyuncular sordu nasıl sevdiniz mi oğlunuzun oyununu diye. Babam da adam olsun diye gönderdik ayı olmuş diye bir cevap verdi.Aradan bir yıl geçti ben bir aslan rolünde oynuyorum. Babam yine geldi izledi. Espriyi bilen arkadaşlar sordular beğendiniz mi bu sefer aslan rolünde oynadı? Babamda “gene hayvan gene hayvan” diye bir cümle kullandı.

Tiyatro öyle. Önce öğrencilik yıllarında yarı amatör yarı profesyonel olarak başladım. Sonrasında sinema projeleri oldu. TRT de küçük küçük eski tarihi rollerde oynadım. Sonra dramalar oldu. Evet aktif olarak ne iş yapıyorsun dediklerinde tiyatro sanatçısıyım diyordum.

İnsan bir şekilde deneyimlerini biriktiriyor. Özellikle bu okulu açtıktan sonra fark ettim onu ben. Eskiden feyz aldığımız insanlar vardı bir zaman sonra feyz alınan insanlar arasında oluyorsun. Sana hocam demeye başlıyorlar. Yine buradan mezun olan bir arkadaşımızın doğaçlama tiyatrosu vardı. Buradan öğrenci arkadaşlarımızla izlemeye gittik. O kadar  mutlu oldum ki.

Öğrencilerinizle olmak. Deneyimlerinizi aktarıyor olmak çok büyük bir mutluluktur eminim ki. Peki nasıl oldu da 35.5 akademi oluştu?

Şöyle oldu. Ben aslında Adanalı’yım. Ama İzmir’de doğdum büyüdüm. Hayatımı yönlendiren şehir İzmir’dir. Sonra öğrenci olarak bulunduğum şehir Ankara’dır. İstanbul’a karşı temkinli davranmışımdır hep. Görsel olarak güzel şeyler olsa da karışık bir şehirdir. Ankara’dan sonra buraya geldik. Ankara Sanat Tiyatrosundan eğitim aldık ama 1 yıl sonra eğitim vermeye başladık. Genç arkadaşlarımıza el vermek diye tabir ediyoruz. Sonra televizyon dizileri ve sinemalar başladı. Devlet tiyatrosunda oynuyorum yöneticilik yapıyorum falan. Bir şeyler oluşmaya başladı. Baktık birazda paramız var. Bir konsept belirledik. İzmir Karşıyaka arasında tatlı bir rekabet vardır. Ege’nin ayrı bir yeri vardır bende. 35.5’unda öyle bir esprisi oldu. 5 yılı bitirdik. Güzel ,yorucu bir o kadar da sorumluluk gerektiren bir durum. Tarlaya bir tohum ekersin onu sularsın gübresini falan verirsin o tohum filizlenir ,kimi zaman ağaç sürgünlenir o fidan başka yerlere gider şimdilerde o süreci yaşıyoruz. Öğrencilerimiz mezun oldu. Güzel işler yapıyorlar. Bu iş birazda ilke meselesidir. İlkeli insanlar ilkeli oyuncular iyi insanlar olmasını istiyoruz.

Yeşil çamın 100. yılındayız. Çok güzel bir dönem yaşanmış. Size göre geçen bu 100 yıllık süreç içerisinde Yeşilçam anlayış olarak gerilemişimidir yoksa ilerlemişimidir?

Şöyle ki nispeten yeni bir sanat dalı. Tarihine yaşamına baktığımızda sinema yeni bir sanat. 7.sanat. Türk sinemasının 100. yılı. Bu demektir ki sinema başlamasıyla bizimde hayatımıza girmiştir. Bu gurur verici bir olay. İlkler çok önemli. Biz de onların takipçisi olmaya çalışırdık. Eskiden bende o dönem biraz çalıştım. 35’lik film çekilirdi.Bazı yapımcılar yönetmenler derdi ki “bütçemiz iyi”. Bu; şu demek. Biz şu kadar kutu film kullandık. Biz iyi marka film kullandık. Şimdi artık öyle bir şey yok. Bazen eski oyuncularla dizilerde falan karşılaşıyoruz. Diyorlar ki; “ya ne kadar çok film harcandı” Bilmiyorlar ki artık film yok her şey dijital. Şeyi hatırlıyoruz. Rahmetli Kenan Pars; “Kaç metre filmimiz kaldı ona göre oynayacağım”. Filmin uzunluğu önemli. Film bitti yaa. İstanbul’dan film bekleyeceğiz. Hiç unutmam Muğla’da dağda film çekiyoruz. Bütçemiz o kadar da iyi değil. Yönetmen kendi cebinden film çekmeye çalışıyor. Sahnede ben birini vurmuşum cesedini eşeğe yüklemişim bir patikadan çıkacağız. Amorstan çekecek. Yönetmen dedi ki ;Altancığım son kutudayız film bitecek aman gözünü seveyim. Dedim bana söyleme eşeğe söyle.(Gülüyor)

Eşek yani… 3.2.1. motor dediler. Adı üstünde eşek yolun ortasında durdu yürümüyor. Yürümedi eşek. Film bitti . İstanbul’dan film bekledik. Zaman kaybı. En zorudur hayvanlarla ve çocuklarla çalışmak. Çünkü istediğin şeyi istediğin zaman yaptıramazsın. Şimdi teknik ve ekonomik anlamda dünya sinemasıyla boy ölçüşebiliyoruz. Ama hangi alanda boy ölçüşemiyoruz; “Sanatsal kalite” anlamında boy ölçüşemiyoruz.

Geçen bir film izledim ben çok üzüldüm. Kimseye belli etmeden son 15 dakikasında çıktım filmden. Bakıyorum baya iyi gişe yapmış. Ama kötü film, nasıl oluyor bu? Kalite bu anlamda bu kadar düştü. Bizim zamanında demek istemiyorum yaşlılar gibi ama, sanatsal kalite anlamında ciddi bir düşüş var. Şu söyleniyor;” E ne yapalım seyirci bunu istiyor” seyirciye ne verirseniz onu ister. Seyirciyi o konuda manipüle ediyorsunuz. Budur diyorsunuz. Bakın bu kalitesizlik sanatsal anlamda değil. Belli bir süre sonra toplumun yapısına da yansıyacak bu durum Allah korusun diyorum. Türk Sinemamız adına sanat adına da nice yüzyıllara bu arada.

Biz Türk Sinemasını bu toprakların sinemasını isimli isimsiz kimler bu seviyeye getirdilerse sağ olsunlar var olsunlar. Yitirdiklerimizin de ruhları şaad olsun.

Son olarak dergimizle ilgili görüşlerinizi öğrenebilirimiyiz?

Böyle bir derginin çıkmasına ön ayak olduğu için Laura Medya Yapım ekibine çok teşekkür ediyorum. Dergi’nin yolu açık olsun umarım hak ettiği seyirci sayısıyla da buluşur. Umarım hak ettiği kültürel aktarmayı da sağlayabilir.

Leave a reply